Ara

Pasakli Virgül

Q (Bölüm 1)

Bir zaman içinde , şatolardan birinde esir tutulan güzel yüzlü bir kız varmış. Bu kız bir kör tarafından nasıl olduğu bilinmeyen bir şekilde elleri bağlı , tan vaktinde dar bir patikadan geçerken uyanıvermiş ve uyku sersemliğiyle hayalmeyal hatırladığı yasemin kokuları eşliğinde yeniden uykuya dalmış. O zamandan beri ne kadar süre geçtiğini bilmiyormuş.Günler hızlı , yalnız ve çaresiz geçiyormuş. Gözlerini açtığında tülle çevrili kocaman bir yatakta uyanmış . Sanki bundan önce ki hayatı da aynı şekilde seyir ediyormuş gibi içinde hiç bir endişe ve kuşkuya rastlamamış. Günlerce yemeğini suyunu getiren siyah pelerinli adamdan başka ne bir kimseyi görmüş ne de bir ses işitmiş. Nedendir bilinmez günlerdir odasından çıkmadığını ve sürekli odasının terasından dışarıyı seyrettiğini farketmiş. Ne kadar bakarsa baksın o sis tabakası hergün aynı yerden onu selamlıyormuş. Birgün kahvaltısını hızlıca yedikten sonra şatonun ihtişamına kendini bırakmak için -izin verilirse- kapıyı açmış. Kapının o tiz gıcırtısı eşliğinde , sol tarafında  merdivenler ve tam karşısında uzunca çevrelenmiş bir koridorla karşılaşmış. Etrafta hiç kimsenin olmayışından faydalanarak bu devasa yapıyı gezmeye koyulmuş.

Featured post

John Berger – Düğüne (inceleme)

Kitapların genelde arkasına bakmıyorum çünkü beni caydıracak nitelikte bir yazı varsa okumaktan vazgeçebiliyorum. Belki kitap o arka kapağında yazanlardan daha fazlası olabilir ve bende bir güzelliği kaçırmış olabilirim . Bu kitapta da ” İyi ki arkasına bakmadan okumuşum ” diyebileceğim kitaplardan biri oldu . Şu nedenle ki :

Arka kapağında “AIDS” yazısını görseydim eğer muhtemelen başlamazdım . Ama iyi ki de okumuşum . Bana farklı bi açıdan (duygusal)  bakışımı sağladı . 

-Karakterler-

Karakterler , gerçekçi , dürüst ve sonsuzlar.

.

.

Bazı çelişkiler de yok değil . İlk başlarda kör bir adam yer alıyor bas karaktermis gibi ama sonraları kitapta pek gözükmüyor . Ama genel anlamda duygusal açıdan çok etkileyiciydi .

-NOT-

Bu kitabın geliri “AİDS savaşım derneği” ne bağışlanıyor. Bu açıdan da farkındalık yaratan güzel bir kitaptı.

George Eliot – Middlemarch I (inceleme)

İlk başlarda bayağı ümitle başladım. Sevebileceğime inanaraktan sabır gösterdim ilk sayfalarda . Ama hikaye Yüzlerin ortalarında gelişmeye ve şekillenmeye başladı . Şimdi onları daha rahat bi şekilde sınırlandıralım .

= Karakterler =

İlk başlarda yazarın anlatımından ötürü olay örgüsünün içine girmekte zorlandım demesemde biraz sıkıldım . Neyse karakterlere gelince klasik İngiliz karakterleri . Özellikle karakterler içerisinde biraz entrikalar ve sinsilik mevcut diyebiliriz ( hepsi için değil ) .

En sevmediğim karakter Mr. Casaubon . Kendisini bir türlü sevemedim . Aile bağların da zayıf , sevgiden yoksun , tek işi kütüphaneye kapanıp araştırma ve yazı yazma . Belki bu bir neden değil ama çevresindeki insanları onemsemeden bu şekilde bir yol izlemesi . Ayrıca eğer yaptığı araştırmalarda başarılı olabilse belki de Sevebileceğime bir karakter olabilirdi. Zaten bu kadar araştırma yapıp kendi bencilliğine bürünmesi , dış dünyaya kapanması o kadar da sevimli bir şey olmasa gerek . 

= Anlatım =

Anlatımı biraz ağır ilerliyor ama ben seviyorum edebi yüklü anlatımları . Sadece uzun cümleler fazlasıyla var ama beni rahatsız etmedi aksine bir klasik olma özelliği taşıyan kitaplarda benim aradığım yegane özelliktir.  

=Kısacası=

İlk başlar da konu bakımından yavaş ilerlese de ileri bölümler de insan da merak uyandırıyor ve her bölümde geçen o kısa yazılar da kitaba ayrı bir elitlik kazandırmış .

Bu arada ikinci kitabı da yakın zaman da okumayı düşünüyorum .

Murakami – Karanlıktan Sonra (Değerlendirme)

Ben bu kitabı bu şekilde kabul edemiyorum bir türlü . Neyse çok fazla derine inmeden biraz bahsetmek istiyorum .  Ama okumayanlar için SPOİLER içerebilir !!

   ANLATIM 

  Şimdi kitabın dilini ele alırsak tamam harika bir anlatım ve özellikle de şuana kadar hiçbir yazarda gormedigim bir anlatımla çıkmış karşımıza Murakami . Anlatım bir kamera , yani buna gözlemci de diyebiliriz. Ve bu gözlemcinin olayları gözlerken , olaylara müdahele edememesi .  Bu açıdan gerçekten yaratıcılığı ile dikkat çektiğini ve bunda da başarılı olduğunu düşünüyorum .

  KARAKTERLER

 Karakterlere gelirsek bende uyandırdığı etki duygusuzlukları , donuklukları , herhangi birşeylerden kaçışları , iç çözümlemeleri ile bende gerçekten sanki hayattan birer kopya edilmişcesine,  klonlanmış birer sluettiler. Bir yandan içlerinde sakladıkları ailevi durumlarının depresif halleri diğer yandan insanlara karşı mesafeleri ile bende robot insan özelliği uyandırdı . Sanırım toplumu bu anlamda eleştirmiş olabilir. Ama gözümde net bir şekilde canlanmalarını sevdim . Bize hissettirdiği gizemi de sevdim .

ZAMAN KAVRAMI 

 Kitabın isminden de anlaşılacağı gibi zaman kavramı bir geceyi ve o gece de yaşanılanları konu almış .

GENEL DEĞERLENDİRME 

Anlatımda ayrıntılarda var ama bu beni asla sıkmadı daha da çok meraklandırdı . Klasik Murakami fantastikliği yine kendini göstermiş . Soyut kavramları düşündürme telaşı var , bir nevi felsefevari bir söyleyiş oluşturmuş . Ama sonundan hiç memnun değilim . Anlatmak istediği , vermek istediği mesajlar askıda kalmış , bu da bence dünyanın ne kadar mekanikleştiğini , duyguların köreldiğini , yakın ilişkilerin bile yabancilaştığını gösteriyor . Genel anlamda sevdim diyebilirim . Belirsizlikler hariç …

Murakami – Karanlıktan Sonra 

Harika gidiyor kitap ve daha ilk sayfalarında beni çekebildi kendine . Belki suan çok erken bir yorum ama dayanamadım parmaklarım kalem görevini üstlenmek istedi gece gece . Haydin devam o vakit .     🙂 

Kitap muhtemelen yarın biter o zaman daha detaylı bir yorum yazarım . 

                  

   Kitap kurtlarına sevgilerle … 

Odamda ki Rüzgar 

Salık verdiğim düşüncelerimle ben baş başayız rüzgârla ve onun matemiyle. 

Yanıyor rüzgar bir dirhem ateş için bağrını sökuyor odamda yalvarıyor , kaderin çirkin yüzünü , hüznünü , güzünü.  Yaz mevsimi nasıl da bu kadar keder doluyum , al götür beni uçurumlara , dipsiz karanlıklara , canavarların diyarına.

Neden hala karanlık ve neden hala çaresiz bu yakarışlarım. Duymuyorlar mı kalbimin söküklerini , preslenişini ? Hissetmiyorlar mi altıncı hissi olanlar , kahinler , zihni bütünler , ışıkta seyir edenler ? 

Yolumuzun üstü tuzak , kahverengi topraklar bile sararmış beklemekte . 

Gökyüzü gözlemlemekte rüzgarı hangi yöne gittiğini seyretmekte. Biliyor kendi yolunu bulacağını , kalbi mavi , gökkuşağı sakin , çöllerde kalmış tozları yeşilin . Sular çekilmiş , durgun yosunlar , depremler , volkanlar bıçak gibi vurduğu yeri kesmekte hevesli.

Su ‘ ya uzağım 

Yaz geldi yine tomurcuklar yeşillendi. Gönlümüzün açlığı taze , hafif . Rüzgar ılık , mutlu . Bu yaz da gönlüm çöl , kuru . Hafifliği yok suyun. O gelmez , istese de gelemez . Gelmek istese ölür dayanamaz. İnce Kum tanelerine alışmış , çölde yapamaz . Bu yaz gönlüm kuru , su ‘ya uzağım.  O ise ” gelir ” diye beklemekte . 

Hece’nin Bir Gecesi 

Hece’nin bir gecesi , uykusuzluk ile olan arkadaşlık bilmecesi 

Yüreğimin Güncesi , sessiz kalan parmakların düş sesi 

Hayat hengamesi , tramvaylarda kalan bir çift göz süzmesi 

Bilinmecesi , bilinmez bir virgül endişesi .

Aslında okumuyorsunuz …

Bu sayfalar boş , kelimeler salık halinde.

Akan şu denizi görmüyorsunuz aslında damlalar nahoş , ahit zamanlardan kalan yaşlı deniz , kimsesiz . Milyonlarca gözlerin gördüğü ya da gördüğünü sandığı su fazlalığı .

Evet aslında okumuyorsunuz . Kelimeler bile yorgun gozlerinizden . Edebi kaygi ceken bir tek sizler misiniz ? Kelimeler sizden daha da caresiz . Hatta yanınızda yürüyen insanlar bile sizin varlığınızdan şüpheli . Edeb kavramını edebileştiremediginiz için mi ? Yoksa onun çıkarlarına hizmet edemediğinizden mi çaresizler ? Peki ya sizler ? Evet evet size söylüyorum yirmibirinci yüzyılda kalmış , sıkışmış ebediyet duskunleri ! Öyle ya edebiyat , edebi , edep  kimin umrunda medeniyet ! 

Yağlı boya tablo (el yapımı ) letgo’da

letgo’da ne sattığıma bak! http://app.letgo.com/k8Mk/Xb92tnTVlD

WordPress.com'da ücretsiz bir web sitesi ya da blog oluşturun.

Yukarı ↑